Catalogue Search | MBRL
Search Results Heading
Explore the vast range of titles available.
MBRLSearchResults
-
DisciplineDiscipline
-
Is Peer ReviewedIs Peer Reviewed
-
Item TypeItem Type
-
SubjectSubject
-
YearFrom:-To:
-
More FiltersMore FiltersSourceLanguage
Done
Filters
Reset
9
result(s) for
"İsmail Teoman GÜNEŞ"
Sort by:
AĞIR ROMAN'DA ARGO KULLANIMI VE ESERİN SÖZ VARLIĞI'NA KATKILARI
by
İsmail Teoman Güneş
in
Semantics
2016
Semantik ve semiyotik olarak doğal bir dil işleyişine sahip olan argo, standart dilin sözcüklerini ve gramer yapılarını kullanarak kendi gizli lisanını oluşturur. Toplumun çeşitli zümrelerinin kimi zaman anlaşılmamak kimi zaman da özel terimlerini oluşturmak için başvurduğu argo, söz varlığının oluşturulma yolları bakımından oldukça dikkat çekicidir. Argoda \"az çabayla çok şey anlatma\" düşüncesi hakimdir. Edebi metinlerin de aynı çaba içinde olduğu düşünüldüğünde her ikisinin de kesiştiği birçok ortak nokta olduğu görülmektedir. Edebi dilin söz varlığının zenginleştirilmesi için dikkate değer kaynakları olan argonun, yeterince kullanılamamasının en önemli sebebi, yasadışı işlere ait ve toplumun ahlak yapısına mugayir sözcüklerin bünyesinde yoğunlukla yer almasıdır. Her edebi metinin yapısına uymamakla birlikte, kanunlara aykırı olayların ve toplumun genel kabulünden uzak kahramanların bulunduğu bir evrende geçen \"Ağır Roman\" gibi bir eserde kullanılması elzemdir.
Journal Article
Ağır Roman’da Argo Kullanımı Ve Eserin Söz Varlığına Etkisi
2016
Semantik ve semiyotik olarak doğal bir dil işleyişine sahip olan argo, standart dilin sözcüklerini ve gramer yapılarını kullanarak kendi gizli lisanını oluşturur. Toplumun çeşitli zümrelerinin kimi zaman anlaşılmamak kimi zaman da özel terimlerini oluşturmak için başvurduğu argo, söz varlığının oluşturulma yolları bakımından oldukça dikkat çekicidir. Argoda “az çabayla çok şey anlatma” düşüncesi hâkimdir. Edebî metinlerin de aynı çaba içinde olduğu düşünüldüğünde her ikisinin de kesiştiği birçok ortak nokta olduğu görülmektedir. Edebî dilin söz varlığının zenginleştirilmesi için dikkate değer kaynakları olan argonun, yeterince kullanılamamasının en önemli sebebi, yasadışı işlere ait ve toplumun ahlak yapısına mugayir sözcüklerin bünyesinde yoğunlukla yer almasıdır. Her edebî metinin yapısına uymamakla birlikte, kanunlara aykırı olayların ve toplumun genel kabulünden uzak kahramanların bulunduğu bir evrende geçen Ağır Roman gibi bir eserde kullanılması elzemdir.
Journal Article
Esrar-ı Cinayat ve Beyoğlu Rapsodisi Romanlarının Sözvarlığının Karşılaştırılması
2015
Her edebi eser döneminin edebi dilini anlamak için çok değerli bir kaynaktır. Edebi dilin, devrin sosyal, siyasal ve kültürel anlayışına göre şekillenmesinden dolayı edebi eserler üzerinde yapılan tetkikler tüm bu alanlarla ilgili önemli çıkarımlar yapılmasını sağlar. Son 150 yılda Türk toplum hayatında büyük değişimler yaşanmıştır. Tanzimat Döneminde başlayan reformların önemli bir ayağı da dilde sadeleşmedir. Dilde sadeleşme hareketi neticesinde edebi dil, büyük oranda farklılaşmıştır. Osmanlı romancısının karşısında büyük sorunlar bulunuyordu. Yüzyıllardır şiir türü üzerine inşa edilmiş edebi dil, nesir yönünden gelişmemişti. Roman günlük hayatın dilini kullanmalıydı ama edebiyat için yetersiz görülüyordu, ağır Osmanlıcayı da halkın büyük bir kesiminin anlamadığı muhakkaktı. Geniş halk kitlelerine ulaşmak isteyen roman yazarı için, anlaşılmamak arzu edilen bir durum değildi. Aynı zamanda Tanzimat aydını olan romancıların halkı eğitme gibi bir misyonlarının olduğu hesaba katılırsa anlaşılmamanın ne kadar büyük bir sorun olduğu görülebilir. Dilde sadeleşme hareketinin en çok eleştiri aldığı konuların başında yabancı kökenli sözcüklerin Türkçe'den çıkarılması neticesinde edebi dilin fakirleşeceği iddiasıdır. Yüzyıllardır edebi dilde kullanılan hatta günlük dile yerleşmiş birçok sözcüğün atılması şüphesiz eksiklik yaratacaktır. Yeni kelimeler türeterek üstesinden gelinebilse de, yeni kelimelerin kolayca kabullenilmemesi, birebir eski sözcükle aynı anlamda olmaması, ya da kelimenin çok \"yapay\" olması sebebiyle bu durum, dikkate değer zorluklar barındırmaktadır. Ayrıca eski kelimenin yerine konulan bir çok kelime de anlaşılmamaktadır. Anlaşılmak, halkı eğitmek, kendine has bir edebi dil kurmak gayesinde olan roman, geçen yüzyılda büyük bir gelişme göstermiş ve bugün Türk Edebiyatının en çok ilgi çeken türü olmuştur. Bu çalışmada ilk polisiye romanla çağdaş bir polisiye roman karşılaştırılarak edebi dildeki 120 yıllık değişim analiz edilmeye çalışılmıştır.
Journal Article
Mihnetkeşan Hikâyesi’nin Söz Varlığı Üzerine Bir İnceleme
2015
Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesi 19. yy.'da Osmanlı toplumunda köklü değişikliklere yol açmıştır. Yüzyıllardır Doğu Medeniyeti tesirinde yaşayan Türkler, Batı Medeniyeti tesirine girmiştir. 3 Kasım 1839 tarihinde Tanzimat Fermanı ilan edilince, birbiri ardına reformlar hayata geçirilmeye başlamış ve ülke hızla \"Batılı\" bir Avrupa devleti hüviyetine kavuşmuştur. Şüphesiz bu değişim kolay olmamıştır, çünkü \"Batı\" o zamana kadar savaşılan, nefret edilen bir yerdir. Bununla bağlantılı olarak da çok az tanınmaktadır. Kurulan ilişkiler oldukça yüzeyseldir ve Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş çağının getirdiği bir kibri barındırmaktadır. Bu kibir sebebiyle Türkler, Avrupa'yı hiç örnek almamışlar, hatta orada yaşanan gelişmelerden de uzak kalmışlardır. Tanzimat'la başlayan Osmanlı reformları büyük ölçüde zorunluluklar sebebiyle uygulamaya sokulmuştur. Savaşlarda birbiri ardına alınan yenilgiler, Batılılaşmanın zorunlu olduğunu acı bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Osmanlı İmparatorluğu öncelikle askeri reformlar yapma yoluna gitmiştir. Batının ordu sistemi alınarak, Avrupalıların savaş meydanlarında yenilebileceği sanılmıştır. Fakat Avrupa Medeniyeti'ni üstün kılan sadece askeri üstünlük değildir. Avrupa, aynı zamanda bilim, teknik ve sanatta da çağının en üstün seviyesine gelmiş, bu ilerleme de sonuç olarak askeri başarıyı getirmiştir. Bu durumun geç de olsa farkına varan Osmanlılar, sosyal ve siyasi bütün alanlarda Batılılaşmaya başlamışlardır. Edebiyat da Batılılaşmanın dışında kalmamıştır. Hatta Batılılaşmayı halka yayabilmenin aracı olmuştur. Devrin edebiyatçıları, Batı'da yükselişe geçen siyasi kavramları şiire sokmuşlardır. Ayrıca yeni edebiyat türleri de alınmıştır. Gazeteciliğin başlaması hem yeni türlerin geçişini hızlandırmış hem de edebiyatçılara yeni misyonlar yüklemiştir. Tanzimat edebiyatçıları aynı zamanda gazetecidir. Toplumun sorunlarına çare bulmak ve cahil kalmış halkı eğitmek istemektedirler. Bu düşüncelerini hayata geçirebilmek için gazetenin yanı sıra roman ve hikayeyi kullanmışlardır. Roman ve hikaye Tanzimat Devri'nde edebiyatımıza girmiştir. Tanzimat münevverinin önünde önemli sorunlar bulunmaktadır, Klasik Dönem'de edebi dil, şiir dili olarak gelişmiştir. Nesir hem çok azdır, hem de mevcut bulunanlar şiir diliyle yazılan ağdalı eserlerdir. Kullanılan dili, halkın iyi eğitimli küçük bir azınlığı ancak anlayabilmektedir. Tanzimat edebiyatçılarının halkı eğitme misyonuyla bu durum çelişmektedir. Dönemin edebiyatçıları hem edebi değeri yüksek ham de anlaşılır eserler ortaya koymaya çalışmışlardır. Tüm bu sebepler dolayısıyla Tanzimat Edebiyatı'nın kendine özgü bir üslubu ve söz varlığı vardır. Bu incelemede Tanzimat Dönemi nesrinin söz varlığı analiz edilmiştir.
Journal Article
Tanzimat Dönemi Hikaye ve Romanlarının söz Varlıklarının Tespiti ve Türkçe Bakımından Değerlendirilmesi
2016
İlkel toplumlarda bile tüm kusursuzluğuyla karşımıza çıkan dil, insan zekasının geliştirdiği en mükemmel yapıdır. İster gelişmiş bir endüstriyel toplumun dili olsun ister metali işlemeyi bilmeyen bir kabilenin dili olsun gramerlerinin karmaşıklığı ölçüsünde birbirlerinden aşağı kalır yanları yoktur. Dilleri bir diğerinden üstün kılan, sözvarlıklarının zenginliğidir. Dilin gelişmişliği, kelime haznesinin ve anlatım yollarının zengin ve çeşitli olmasına bağlıdır. Dilde mevcut olan kelime ve kelime öbeklerinin toplamına söz varlığı adı verilir. Söz varlığı hem dilin kendi öz kaynaklarıyla hem de dışarıdan dile kelime dahil etme yoluyla zenginleştirilebilir.Her gün değişim halinde olan söz varlığı, günün gerekliliklerine göre şekil alır. Bilimdeki keşifler ve icatlar yeni isimlendirmelere ihtiyaç duyar. Siyasi değişimler kimi kelimeleri öne çıkarırken kimilerini kullanım dışı bırakabilir. Dinin, felsefi düşüncenin, sanatın ve edebiyatın kelime kadrosunu devrin öne çıkan kültürü belirler. Dil sosyoekonomik ve sosyokültürel bir değerdir ve bu sebeple yükselebilir, dünyaya hakim olabilir, gerileyebilir, hatta ölebilir. Toplumların tarih boyunca yaşadığı değişimleri, geçirdiği evreleri dili inceleyerek analiz etmek mümkündür. Dili tarihe gömülmüş bir millet siyasi ve ekonomik olarak da çökmüştür.Tarih devirleri boyunca Türkler iki büyük değişim yaşamışlardır. Bunlardan ilki İslamiyet’in kabulüdür. Orta Asya Medeniyeti dairesinde yer alan Türkler, Orta Doğu çıkışlı bir din olan İslamiyet'i kabul ederek Orta Doğu Medeniyeti dairesine girmişlerdir. Yeni medeniyet söz varlığını da beraberinde getirmiştir.Türkler’in tarih boyunca yaşadıkları ikinci büyük değişim de Tanzimat Fermanı’nın ilanıdır. Bu olayla birlikte bin yıl boyunca yer aldıkları Orta Doğu Medeniyeti’ni terk edip, Avrupa yani Batı Medeniyeti’ne yüzlerini çevirmişlerdir. Söz varlığı da bu değişime ayak uydurmakta gecikmemiştir. Ama her geçiş döneminde olduğu gibi eskinin ve yeninin bir arada bulunduğu bir ara evre yaşanmıştır. Tanzimat her anlamda eskinin ve yeninin heterojen olarak yer aldığı bir devrin adıdır. Özellikle bin yıldır kullanılan Arapça ve Farsça terimler yerlerini Fransızca eş anlamlılarına bırakmaya başlamışlardır. Tanzimat devrinden birkaç on yıl sonra terimlerin birçoğunun Batı’dan gelenlerle değiştirildiği görülür. Ama Tanzimat Dönemi her iki medeniyet dairesinin kelime kadrosunu da muhafaza ederek kendine has bir söz varlığı oluşturmuştur.Tanzimat Devri sadece bu dönemde görülen kendine has birçok özelliği ile söz varlığı bakımından incelenmeye değer bir dönemdir.
Dissertation
Savaştepe Yöresi Yörük Ağızlarının Incelenmesi ve Türkçe'Nin Gelişip Zenginleşmesine Katkıları
2009
Savaştepe Đlçesi ve köylerinde derlemeler esas alınarak, anılan yörenin ağız özellikleri ve söz varlığı tespit edilmeye çalışılmıştır.“Giriş”te Balıkesir ve Savaştepe bölgesinin tarihi ana hatları ile anlatılıp, bölgenin etnik yapısı ile ilgili bilgiler verilmiştir.I. Bölümde, -Ses Bilgisi- yörenin ses varlığı ve bunlarla ilgili ses olayları,II. Bölümde, -Şekil bilgisi- yörede yapım ekleri ile isim ve fiil çekim eklerinin, kelime çeşitlerinin (isim, sıfat, zamir, zarf, edat, fiil) kullanılış şekilleri incelenmiş,III. Bölümde, Savaştepe Đlçesi ve köylerinden derlenen metinler sunulmuş, bu metinlerden istifade edilerek yörenin söz varlığını ortaya koymak amacıyla bir sözlük oluşturulmuştur.
Dissertation
Ascorbic-acid Treatment for Progressive Bone Metastases After Radiotherapy: A Pilot Study
by
Kiziltan, Huriye Senay
,
Bayir, Ayse Gunes
,
Meral, Ismail
in
Cancer
,
Cancer therapies
,
Collagen
2014
Context • Researchers have reported improved survival rates for patients with cancer when 10-75 g of vitamin C (ascorbic acid, or AA) is administered intravenously. AA exhibits a cytotoxic effect upon entering a cancer cell. Objective • The current study examined the benefits of intravenous administration of AA in treatment of bone metastases. Design • The study was a pilot study. Setting • The study was performed at Bezmialem Vakif University Medical Facility (BVUMF) in the Department of Radiation Oncology, from 2010-2012. Participants • Participants were 11 cancer patients with bone metastases who were unresponsive to standard cancer treatments and who experienced the following issues after receiving a total of 3000 cGy of radiotherapy: (1) intensifying pain, (2) an increase in metastatic sites, and/or (3) a deterioration in general health. Intervention • The 11 patients received 2.5 g of AA in a physiological saline solution, within 1 h period with 3-10 applications following at 1-wk intervals. Outcome Measures • The ECOG Performance Scale and Visual Analog Scale were used to assess performance and pain. Results • Among the participants administered AA, the mean reduction in pain was 55%, and the median survival time was 10 mo. Participants experienced a 40% grade-I gastrointestinal toxicity and a 30% urinary toxicity. Conclusions • Given the study's results, the current research team found considerable encouragement in the use of AA after radiotherapy for treatment of patients with bone metastases. Toxicity was in the acceptable range for AA treatment.
Journal Article