Catalogue Search | MBRL
Search Results Heading
Explore the vast range of titles available.
MBRLSearchResults
-
DisciplineDiscipline
-
Is Peer ReviewedIs Peer Reviewed
-
Item TypeItem Type
-
SubjectSubject
-
YearFrom:-To:
-
More FiltersMore FiltersSourceLanguage
Done
Filters
Reset
4
result(s) for
"RIFAIYA"
Sort by:
Türk din mûsikîsinde nevbe formu ve Keyyâlîyye tarîkindeki icrasının incelenmesi
2022
Mûsikî varlığını insanla devam ettiren ve onunla şekillenen bir sanattır. Özellikle toplumsal ihtiyaçlar, ritüeller mûsikînin sosyal
hayattaki konumunu ve yapısını belirler. Buna bağlı olarak zaman içerisinde kimi formlar değişir ve gelişir, kimisi ise âtıl kalır ve
kaybolup gider. Burada toplumun müziğe dâir ihtiyaç ve ritüellerinin değişmesinin yanı sıra kaynak olabilecek kişilerin ellerindeki
bilgi ve birikimi sonraki nesillere aktaramamış olması da önemli bir etkendir. Kayıt altına alınamamış ya da aktarımı sağlanamamış
müzikal birikim bir müddet sonra sadece teorik bir anlatımla bilinir olmaktadır. Kaynaklarda nevbenin özellikle “leyâl-i mübareke”
olarak bilinen kandil ve bayram gecelerinde, düğün ya da cenâze merasimlerinde hatta âmin alaylarında icrâ edildiği
aktarılmaktadır. Nevbenin nasıl bir tertib ile icrâ edildiği ve okunan salâvatların, nevbe hutbelerinin metnine dâir bilgiler ise güfte
mecmuaları vesilesi ile günümüze ulaşmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin son ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk yıllarına şahitlik
etmiş kişiler vesilesi ile nevbenin hangi mekanlarda ve zamanlarda, hangi sebeplere binâen icrâ edildiği günümüze ulaşan bilgiler
arasındadır. Nevbe icrâsı esnasında okunan şuğuller Arap kökenli tarikatlar eli ile Anadolu ve Balkan topraklarına yayılmıştır. Bu da
nevbenin geçmişte oldukça geniş bir coğrafyada icrâ edilmekte olduğu bizlere göstermektedir. Günümüze gelindiğinde aynı kültür havzasında olduğumuz coğrafyalarda nevbenin hala icrâ edildiğine rastlanmaktadır. Çalışmamızın konusu 2017’de kayda alınmış
Keyyâlî tarikatı mensubları tarafından icrâ edilmiş bir nevbe örneğidir. Yüzyıllardır İdlib ve Halep bölgesinde icrâsına devam edilen
bu tekke mûsiksi formu aynı zamanda bölgenin mûsikî zevki ile de tezyin edilmiştir. Özellikle Halep kültür ve mûsikîsinde önemli
yeri olan bazı muvaşşah türleri nevbe icrâsı içerisinde yer almaktadır. Keyyâliyye tarikatı, Şeyh İsmail el-Meczûm el-Keyyâlî (öl.
685/1286) ile bugün İdlib’e bağlı Tronbe köyünde ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda Ahmed er-Rifâî’nin torunu olan, Rifâî ocağında
yetişmiş Şeyh İsmail el-Meczûm el-Keyyâlî’nin vefatının ardından soyundan ve yolundan gelenler vasıtası ile Keyyâlîlik yayılmıştır.
Rifâîliğin bir kolu olarak sınıflandırılan Keyyâlîyye tarîkatı, kıyâmî zikir yapan tarikatlar arasındadır. Son dönem İstanbul tasavvuf
kültüründe ve tekke mûsikîsinde icrâ edilmiş olduğunu bildiğimiz İsm-i Celâl, Kıyâm Kelime-i Tevhîdi, Demdeme gibi birçok
uygulama Keyyâlî tarikatının ayin-i şeriflerinde yer almaktadır. Keyyâlî usûl ve erkânını yakın zamana kadar Halep ve civarında icrâ
etmeye devam eden Keyyâlî ailesi mensupları, bölgedeki siyasi karışıklık ve zor yaşam şartları sebebi ile 2013’te Türkiye’ye göç
etmek zorunda kalmışlardır. Burada kültür ve birikimlerini kendilerinden sonraki nesillere aktarmaya çaba göstermektedirler.
Hasan Sevil şahsî gayretleri ile 2017 tarihinde İstanbul Eyüp Sultan’da, Keyyâlî tarikatı mensuplarının icrâ ettiği bir nevbe kayıt
altına alınmıştır. 14 kişinin katılımı ile icrâ edilmiş bu nevbeyi İdlib, Bâbu’l-Hadîd Keyyâlî Zâviyesi şeyhleri Şeyh Muhammed Bâkır
el-Keyyâlî ve kardeşi Şeyh Hasan el-Keyyâli idare etmişlerdir. Kayıt yaklaşık bir saat sürmektedir. Kıyam zikri ile beraber dört fasıl
halinde icrâ edilen bu nevbe birçok açıdan günümüze ulaşan bilgilerle örtüşmektedir. Bu çalışmada genel olarak nevbe hakkında
kaynaklarda geçmişten günümüze ulaşmış olan bilgiler aktarılmış ayrıca bazı nevbe hutbesi örnekleri de ilk kez bu çalışma vesilesi
ile ortaya çıkmıştır. Bahsedilen kayıt üzerinden nevbenin ana hatları ve icrâ akışı ele alınmıştır. Ayrıca nevbenin hangi sebeplere
binâen icrâ edildiği ve buna dâir yapılan isimlendirmelere yer verilmiştir. Burada da cenâze merasimlerinde yapılan nevbe icrâsı
gibi örnek uygulamalara rastlanılmıştır. Sırası ile nevbenin icrâdaki bölümleri anlatılmış, zaman zaman örnek metinlere yer
verilmiştir. Bazı neşîde ve ilâhi örnekleri notaya alınmış, birer örnek olması ve nevbe mûsikîsine dair fikir vermesi açısından çalışma
içerisinde sunulmuştur. Nevbeyi icrâ eden Keyyâlî ailesi her ne kadar dünya üzerinde geniş bir nüfusa sahipse de özellikle ülkemizde
pek tanınmamakta ve bu konu üzerine yapılmış müstakil bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma vesilesi ile Keyyâlî tarikatının
kurucusu İsmail el-Meczum el-Keyyâlî’nin hayatı ve Keyyâlîlik hakkında kısa da olsa yeni bilgiler verilmiştir.
Journal Article
Seyyid Ahmed er-Rifâî’nin Âsitâne ve türbesinin tarihçesi
2022
Tekkeler, mürid ile mürşid arasındaki ilişkinin organize edildiği; silsilelerin ve tarikata has davranış modellerinin aktarıldığı mekânlardır. Dolayısıyla bir tarikatın varlığını sonraki asırlara taşıyabilmesi için tekkedeki yerleşik düzenin önemi büyüktür. Rifâilik, tekke yapılanmasını, kurucusu Seyyid Ahmed er-Rifâî döneminde gerçekleştirmiş bir tarikattır. Seyyid Ahmed er-Rifâî’nin yaşadığı XII. asırdan itibaren halifeleri Suriye, Mısır, Yemen ve Anadolu topraklarında Rifâîliği yaymışlar, bulundukları coğrafyalarda tekkeler inşa etmişlerdi. Tarikatın merkezi ise Moğol istilaları, salgın hastalıklar ve iklim değişiklikleri sebebiyle terk edildiği XV. asra kadar, Ümmü Abîde Revâkı ismi ile meşhur âsitâne idi. Ümmü Abîde Revâkı, üç asır boyunca merkez âsitâne olarak hizmet görmüş; tarikatın kurucusunun türbesini de barındırması sebebiyle sadece dervişlerin değil, her kesimden insanın ziyaret ettiği bir mekan olmuştur. Ne var ki, tekke yapılanmasının ve tarikat pirlerinin türbelerinin bir ziyaretgâh hâline gelme sürecinin önemli örneklerinden olan Ümmü Abîde Revâkı’nın tarihçesi hakkında bugüne kadar bir çalışma yapılmamıştır. Makalede, Ümmü Abîde Revâkı’nın tarihçesi ve geçirdiği restorasyonlar, Rifâîlikle ilgili kaynaklara ve daha önce üzerinde çalışılmamış Osmanlı arşiv belgelerine dayanılarak anlatılmıştır. Böylelikle müesseseleşmiş ilk tarikatlardan kabul edilen Rifâîlik ve Seyyid Ahmed er-Rifâî’nin türbesi hakkında yeni bilgiler ortaya konulmuştur.
Journal Article